Birgün Bile!

GELENEĞE SAYGI TURU | 1. GÜN

Bir yerden başka bir yere gitmek, hangi vasıtasıyla olursa olsun beni hep heyecanlandırmış ve uykusuz bir gecenin tatsız tuzsuz sabahıyla son bulmuştur. Yarım yamalak bir uyku ve verimsiz bir kahvaltı ile yola çıkmak, yağmurlu bir günde yola çıkmaktan iyi olsa gerek?

Ama bana ikisi de vurdu. Çifte şansızlık. Çifte yediğimiz kesin ama şans getirecek mi göreceğiz?! Kelime oyunu yapma bana!

Pendik | 09:⁰⁰-09:¹⁵


Yalova Müzesi

Kendini doğaya ve ormanlara atmanın kesişim noktası Yalova. Tat ve koku almadığım hasta zamanlarımı çağrıştırıyor. Yağmur köpek öldüren gibi yağıyor. O fırsat kendimi Yalova müzesine atıyorum. HES kodu, isim, soyisim derken…

Yalova’nın Osmanlı tarihi, “kurtuluş” savaşı yıllarına dönük bilgiler, anlatılar ve yerel halkın tarım ve hayvancılık gibi geçim yöntemlerine dair envayi çeşit ekipman vs. Rumlar ve diğer halklar olmadan cümleler, hikayeler ve objeler eksik, ilgili çekici değil.

Yağmur boşalıyor. İpini kopartan her su damlası yere vurarak, doğa ana insanoğluna gerçek iktidar benim diyor.


Buralı

Boyacı barınağındayım. Keyifsiz, tatsız ve tuzsuz bir ruh haliyle bu hüngür hüngür ağlayan yağmuru seyrediyorum, durur mu diye. Barakada iki kişi ve bir ben. Buralı olmadıkları her hallerinden belli olanlara “buralı mısınız?” diye soruyorum: “Buralıyız”. Yanyana dizilmiş boyacı sandıkları “biz sizden daha buralıyız” der gibi duruyorlar. “Buralının” ihtiyar olanı yağmurdan kaçmaya çalışan insanlara barınaktan anlamsız şeyler söyleyerek dalga geçme niyetinde.

Ondan görece genç olan ise söylediklerini onaylar tarzda ve boşluklara kendi gündemini serpiştirme çabasında. Radyoda Uzun konuşuyor yine uzun uzun. İhtiyar başlıyor birşeyler mırıldanmaya ama anlamak ne mümkün. Duran yağmur sonrası yemek derken Orhangazi’ye tırmanma vakti.

Ayakkabıları başka bir cephede kullanmak için sandaletlere geçiyorum. Duran yağmur olsa da hala ıslağım. Sıfırdan 125 metreye bulutlara baka baka tırmanıyorum. Sağım solum orman olmasına rağmen, ana yoldan sürmenin sonucu olarak beynim kamyon ve tır seslerinden infilak edecek.


“Bizimkisi Bir Hak Hikayesi”

Rotamı takip ederek, planladığım gibi sendikalı oldukları için işten atılan ve 1200 günden fazla Orhangazi’de ki fabrikalarının önünde direnen Cargill İşçilerini ziyaret ediyorum. Çayın iyisi direniş çadırında içilir. Onları tekrardan görmüş olmanın mutluluğu, onların da beni tekrardan yüklü bisikletle görmüş olmanın şaşkınlığı.

Cargill İşçileri daha önce direnişlerini Göztepe’de Cargill’le çalışan bir firmanın ofisinin önüne taşımışlardı ve ben ziyaret sebebi olarak mesai bitimi 30 km pedal çevirerek, kendilerini ziyaret etmiş, desteklerimi iletmiştim.


Uğur Parası

Fabrikada akşam mesaisi ile birlikte işçilerde direniş çadırından evlerine dağılıyorlar. Vedalar yağmurla buluşmama sebep oluyor. Bende yağmura direniyorum, boyacı barınağından direniş çadırına…

Yağmur, barınak ve ben. Değişmeyen üç unsur. Değişen mekanlar ve insanlar. Bekleyiş yağmuru. Gözümü karartıp, paçaları sıvayıp asılıyorum pedala, çadır kurmak için. Pantolonum yapay bir şelaleyi andırıyor. İnsan o fırtınada, belki en negatif sayılabilecek zaman aralığında bile, kendini mutlu edebilecek birşeyler karşılaşabiliyor. Üç beş salatalık, domat derken şelale olmuş paçaların ve her an soğuk algınlığına çevirebilecek ıslak götünün ortasında, yerde suların arasında süzülen ve “bütün çile bunun içindi” diyen 20 TL ile mutlu oluyor insan.

21 Mayıs Cuma
Orhangazi

Popüler yazılar

Kamo's Bicycle sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin