“Şurada Bir Yol Var, Buradan Hem Kısaltırım Hem de Erken Varırım”

Aylar sonra manyak gibi sürdüğüm bir gün oldu. Sabahın beşinde altısında uyanıpta yollara düşen birisi değilim. O yüzden öğlen 2 gibi uzun zamandır içimi kemiren ve yolun beni çağırdı vukuyu gerçekleştirmek için yola viran oldum. İşsiz olduğum bir dönem olunca bunu gerçekleştirmek insana ayrı bir rahatlık ve konforda katmıyor değil.

Uzun zamandır tur bisikletim “Kamo”yla vakit geçirmemiş olduğumunun çıktısını, ilk elden yabancılaşma olarak yaşıyorum. Nasıl binilir, inilir, arazili ortamda tırmanma kadansı nasıl korunur, denge ve reflekslerdeki özgüven kaybı nasıl giderilir, bunların eksikliğini hissettim.

Rotayı bilenler bilir “İstanbul’dan çıkmak” ve doğayla buluşmak için Tepeören’e kadar sürmek zorundasınız. Bundan sonra azalan sesler, yükselen kuş ve köpek havlama sesleriyle yüzlere gülümseme, akciğere temiz hava, gözlere de parlayan mutlu gözler eşlik eder yol boyunca.

Çok fotoğraf çekmeyi seven bir insan değilim. Gözlerimde gördüklerimin yeterli ve kıymetli olduğunu düşünenlerdenim. Eksik kısmım ise görüntüleri kaleme ve dile dökmekte de başarılı olamamam. Okumak ama okuduklarımızdan doğru kelimeleri doğru görüntülerle eşleyip metine dönüştürmek emek ve zaman gerektiren durumlar. Yazmayı düzenli hale getirmekte bunun manifestosu olsa gerek.

Tepeören’den sonra İstanbul Park’ın yanından Göçbeyli köyüne kolay bir şekilde varıyorum. Bu hatta köpek yok denecek kadar az. Uygun bir yerde durup patatesli gözleme, çay ve güneş üçlüsüyle, yüzüme vuran semaver dumanının bir parçasıyla keyfime diyecek yok doğrusu.

Oturacak yer arayan 3 “insanı” masama davet ediyorum. “İnsan” olduklarını yaşayacağım deneyim sonrası mekanda çalışan emekçide deneyimledi. Herşey güzel başladı, çaylar söylendi, bununla “Kamo” zor olmuyor mu? soruları devam etti ve içtiklerini bana kitleme umuduyla masadan kalktılar. Emekçiyle birlikte arkalarında ne anaları ne de babaları kalacak şekilde taradık.

“Şurada bir yol var, buradan hem kısaltırım hem de erken varırım” içsesleriyle isale yoluna (hattı) girdim. Yol boyunca yangınlarda kullanılmak üzere kapatılmış kuyuların üstü içmeyi bilmeyen “insanların” kimlikleriyle doluydu. Birkaç güzel kamp noktası ve nehir keşfettikten sonra ite kaka Balçık tarafından çıktım. Köpeklerle köpeklik yaparak, birbirimize bakarak Tepeören’e vardım. “Ulan” dedim açlık bastırdı, şuradan bir çikolata alayım da eve kadar tutsun beni” düşüncesinin yanlış bir eyleme vardığını eve zar zor kendimi atarak deneyimledim. Siz siz olun aç karnına çikolata yemeyin 🙂

Popüler yazılar

Kamo's Bicycle sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin