Sınırları Zorlamak

GELENEĞE SAYGI TURU | 20. Gün

Yolda tok ve dinç olmanın olumlu ya da olumsuz muhakkak bir karşılığı oluyor. Zikzak çizerek, o cepheden şu cepheye gidonu çevirerek kamyon lastiklerinden payımıza düşebilecek çıban başlarından, götümü kollayan arka lastiğimin beynimde patlamasına neden oluyor. Uzun yolda yüzdeli rampalar, susuzluk -nedense?-, güneş v.d. etmenler çok can sıkan ve yoran konular değil. Bin bir emekle yüklediğin çantaları söküp, ayırmanın tek nedeni iğne ya da çivi genişliğindeki milimetrik boşluk. O boşluğu doldurmak için verdiğin emek ve sabır, seni olgunlaştırıyor yolda.

Peki yağmurda, belki de 60 km hızla esen bir fırtınanın ortasında çadır kurmak, aşını hazırlamak senden neler alıp yerine neler koymuştur? Bisikletle geçen günler, kilometreler, meydan okumalar ve insanlar her gün seni yeniden bir sınava hazırlıyor, bozuyor, yeniden yaratıyor öğrendiğin doğru ve yanlışları da katarak.

Sakarya nehrini besleyen kollardan birisinin üzerinden geçmemle bir saldırı tufanı başlıyor ki, siz sormadan anlatayım. Beynimde patlayan lastik meğer asıl meydan okumanın habercisiymiş. Suratıma kamikaze yaparak, ağzıma girme riskini bile göze alarak bir sivrisinek kolonisi saldırısına uğradım. Sivrisinekleri şeklen görmemle risk arttı. Yatay çubuklu forma kıvamında desenleriyle bunlar kentli değil ve acımaları yok. Problemlere sağlık konu başlığını eklememek için önlemler alıyorum. Çünkü burada kentli sivrisinekler dışında viral enfeksiyona sebep olabilecek bir cinsle baş başayım. Ağzımı, yüzümü ve bedenimi izole ederek, tempolu bir şekilde mekanı terk ediyorum. Ön aydınlatmadan gördüğüm yüzlercesinden birkaçı bedenimde krater büyüklüğünde şişlikler açıyor.

Bu arada Ankara İl sınırına da girmiş bulunduk.

Geciktim. Saat 21.00 Bir türlü beğenemediğim lokasyonlar şimdi başımı ağrıtıyor. Yolun karşısına geçerek Polatlı sınırlarındaki Üçpınar köyüne giriyorum. Girişte Polatlı Belediyesi’ne ait mesire alanını geçemiyorum görevliden aldığım ret cevabıyla.

Bir çocuk. Kırım Tatarıymış. Soydaş çıktı iyi mi?! Muhtarı arayalım derken misafir ediyorlar beni. Davar satın almış bir aile ve akrabalar arasındayım. “Bırak muhtarı, burada su istesen kimse vermez” diyen tezatlıkla beni masaya davet ediyorlar. Önüme bir tabak, çanak ve karnıyarık geliyor. Masadakiler bir kişinin sonradan Kürt olduğunu öğrendiğim yaşıtım ortamın kafası ve dili çalışanlarından. Geçmişte AKP’ye oy verdiğini ama artık ekonomik sebeplerden ve Selahattin Demirtaş’ın rehine alınmasına uzayan nedenlerden oy vermeyeceğini anlatıyor ilerleyen konuşmaların arasında. Bir sosyalist, bir Kürt ve birkaç milliyetçi ile benzer cümleleri kurup, aynı sokağa çıkıyoruz geçici süre.

Karnıyarıkları teker teker mideme indiriyorum karşımda biraları teker teker indirenlerle birlikte.

Sabah 5’te davarı otlatmaya çıkmak için yataklara çekiliyoruz. Yüksek yatak ve kalın yorganın altında uykuda kayboluyorum.

Güneş yavaş yavaş yükselirken, biz de yataklarımızdan ayaklanıyoruz.

Kuzuları koyunlardan ayırıp yola koyuluyoruz 3 tane köpek ile birlikte. Doğumu gerçekleşen kuzular süt verimini arttırmak için koyunlardan ayrı mekânda tutuluyormuş. Elime bir sopa alıp öğrendiğim sesler ve sözlerle sürüyü doğru yola ve yöne yönlendirme işinde bende varım. Gönüllü çalışıyoruz bugün. Alışık olduğumuz bir çalışma tarzı. Güneş yükselirken otların üzerindeki kırağılar da yavaş yavaş kendine çekiliyor. Koyunlar otlaya otlaya birlikte tepelere tırmanıyoruz. 1. Paylaşım Savaşı’ndan (Kurtuluş Savaşı) kalma siperler ve bayraklar en tepelerde dalgalanıyor. Saat 10’a doğru sağdan soldan topladığım üç beş küçük odun parçası ve çalı çırpı ile siyahi futbolculara dönmüş demlikte halis muhlis çoban çayını demliyoruz. Yanında da yeteri kadar peynir ve katık niyetine köy pidesi ile kahvaltıyı yapıyoruz. Koyunlar dinlenmeye çekilirken bizde kahvaltı ve manzara eşliğinde dalıyoruz muhabbete.

Geldiğimiz gibi dönüyoruz köye öğleye doğru. Ayırdığımız kuzuların anneleri ile buluşmalarını, yavruların kokuya göre dönüp “hangisi gibi benim anne?” arayışlarını izliyorum bir süre.

Öğleden sonra dopdolu bir masada, menemenin kokusu ve tatlı bir yorgunlukla kaybettiklerimizi geri alıyoruz.

Vedalaşıyorum Polatlı’nın Üçpınar köyündeki bu dostlar ile. Ne yazık ki hayatta her anın fotoğrafını çekmek mümkün değil ve gerekli de değil.

Eskişehir, Sivrihisar
8-9 Haziran Salı
2021

Popüler yazılar

Kamo's Bicycle sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin