Güneşin Kavurduğu, Tırmanışların Geçit Vermediği Birgün

GELENEĞE SAYGI TURU | 6. GÜN

Kış aylarında “Mezitler Geçit Vermedi” manşetleriyle hatırlanan geçitteki ceplerde ağır vasıtalarla birlikte çeşme başlarında durarak hararetlerimizi bırakıyoruz.

Arada şoförlerle laflıyoruz, “daha var mı?” “sende bizden farksız değilsin”… “Ne zaman bitecek” düşüncesiyle tırmanıyorum ve bu insanı psikolojik olarak yıpratıyor, farkettim. Tabii bu deneyimi Kamo’yu bir tırın arkasına atma düşüncesinden vazgeçtikten sonra farkettim. Tur bisikletçileri oturup muhabbet çevirse, kendimizi en zorlayan şey(ler)in mekanik problemler, yük durumu v.b. değilde psikolojik direnç ve sabırlı olmak gerektiğini söyleyecektir.

Dört buçukta tırmanmaya başladığım geçitten hala çıkamadık. 3 saatin sonunda konaklamak için Aksutekke köyüne giriyorum. Hoşgeldin, beşgittin derken muhtarı bulamıyoruz ama köy okulunun bahçesini gösteriyorlar bu gece için.

Aksutekke köyünde ki bu şirin köy okulunun verandası sabahladım. Dün Yenişehir-İnegöl yolu üzerinde zorlu bir 67 kilometreyi devirdim. İnegöl’e bağlı Çitli ilçesinden itibaren sağım solum dağlarla çevrili bir geçite giriş yaptık. Değişkenlik gösteren %5 %15 tırmanışlara sağ omzumdaki Mezit Deresi eşlik ediyor. Birkaç çay kolunun birleşimi ile oluşan dere Delielmacık’a doğru devam ediyor.

Okul bahçesi yemyeşil, veranda şıkır şıkır, orman cıvıl cıvıl… Tırmanışın cefasını karşımdaki manzara, bahçemdeki çeşme ve tuvalet ile sefaya çevirmeye başlıyorum. En son ne zaman kullanıldığını kendide hatırlamayan saplı süpürgenin kalan kısmıyla verandayı Heidi mutluluğuyla süpürdüm. Günün değerlendirmesini noddle ve kahve ile gecenin karanlığına bıraktık.


Ertesi gün vasıtaların ve yolun üzerime çöken ağırlığıyla köy yolundan gitmeye karar verdim. Delielmacık’a kadar ana yola ve Mezit Deresi’ne paralel devam. Pedallarken bir yandan da usul usul patika seviyesine eşitlenen Mezit Deresi’ne bakıyor, sesiyle yol alıyorum. Suyun akışı ve sesi beni yavaş yavaş çağırıyor.

İkimiz ters yöne akıyoruz. Doğa ananın dereyi dallarıyla gizlediği yollara eşlik ediyoruz. Debisi yüksek derinliği namümkün derede şöyle böyle ferahlatıyorum kendimi. Üryana niyetleniyorum, vazgeçiyorum.

Hedefim akşama Eskişehir’e giriş yapmak. Dünden kalan yorgunlukla yayla adını görünce Çamyayla üzerinden gitmekten vazgeçiyorum. Hızlanırım umuduyla ana yola lastiğimi dokundurmam ile lastik patlıyor. Ağaç gölgesine sokuluyorum ve bir tur klasiği; patlak lastik yamama sorunsalı. Şehir içindeki deneyim ile yüklü bisiklet üzerindeki patlak lastikle harcanan deneyim kıyaslanamaz. Yolun kattığı yorgunluk, beklenmedik belki de en mutlu ya da mutsuz olduğun bir anda, mekanda, tam plan yapmışken patlaması sinir bozmuyor değil.

Çantaları, sulukları, incik boncukları çıkart, bisikleti ters çevir… Öğrenene ve rutini oturtana kadar ayrı bir deneyim. Yorgunluk içerisinde lastik yamamak ayrı bir kuvvet. Yamanın tekrardan patlaması ayrı bir sabır gerektiriyor.

Evet, patladı. Dış lastiği kontrol etmemenin acı sonucunu bisikleti yükle Muratdere köyüne iterek dış lastiği de deforme ettik. İyi mi!

Sanki yaşadığım tatsızlıklar yetmeyecekmiş gibi köy ıssızlık ve ruhsuzluğuyla devam ettirecekmiş gibi. Evinin önünde panelvan duran ilk köy evine yanaşıyorum. Namazdan kalktığı kafasındaki takkesiyle bir amca/dede arası bir köylü açıyor kapıyı. Durumu anlatıyorum ama net bir cevap alamıyorum. Şimdi bekleyeyim mi, gideyim mi? Sabır ve şans diye avunarak bir Kamo’ya bir tepemdeki güneşe bakıyorum. Altı üstü bir vakit sonra geliyor ve “kaç para verirsin?” sorusuyla irkiliyorum beni Bozüyük’e bırakır mısın isteğine sorusuna karşılık. Bir yanım denize düşen yılana sarıldı, diğer yanım evdeki hesap çarşıya uymadı.

Popüler yazılar

Kamo's Bicycle sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin